Bahçeli: ‘Görev düşsün, ihtiyaç olsun, bayrağımı alır, silahımı kuşanır, besmelemi çeker koşa koşa…

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ‘Görev düşsün, ihtiyaç olsun, bayrağımı alır, silahımı kuşanır, besmelemi çeker koşa koşa cepheye gider, mevziye girerim’ dedi.Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisindeki (TBMM) grup toplantısında konuştu.Erkeğinden kadınına, gencinden yaşlısına Türk milletinin her mensubunun metin, mert, merhametli, sabırlı, imanlı olduğunu ve yüreğinin vatan sevgisiyle yoğrulduğunu kaydeden Bahçeli, şehit olan askerlerden örnekler vererek şu ifadeleri kullandı: ‘Erkeğinden kadınına, gencinden yaşlısına aziz milletimizin her mensubu; metindir, merttir, merhametlidir, sabırlıdır, imanlıdır, yüreği vatan sevgisiyle yoğrulmuştur. Doğudan batıya, kuzeyden güneye büyük bir aile şuuruyla kenetlenip, birbirimize dayanarak, birbirimizden güç alarak, milli birliğimizi perçinleyerek bu zor dönemi atlatacağız. Eğilmez başımızla, yenilmez irademizle biz büyük Türk milletiyiz. Hiçbir habis ve hain emel Türk milletini pes ettiremez, taviz verdiremez. Hiçbir zalim, hiçbir zorba Türkiye’ye kanlı dişlerini geçiremez. 21 ilimizde al bayrağa sarılı şehit naaşları muazzam katılım ve sahiplenmeyle omuzlarda taşınmış, dualarla vatan topraklarına emanet edilmiştir. 26 Şubat 2020’de rejim güçlerinin hava saldırısı sonucunda şehit olan Piyade Uzman Çavuş Soner Eres Baykuş memleketi Kahramanmaraş’ta son yolculuğuna uğurlanırken, elleri öpülesi annesi Zeynep Baykuş bakınız ne demişti, ‘Kimseye meydan vermeyeceğiz. Bir ölür bin doğarız kuzum. Şehitler ölmez, vatan bölünmez. Şehidim ölmedi benim. Ben şehit anası oldum’ İdlib şehitlerinden olan Piyade Uzman Onbaşı Ahmet Saygılı 30 Ağustos 2014’deki bir sosyal medya paylaşımında şu mesajı vermişti: ‘Biz yere düşeriz ama iki şeyi yere düşürmeyiz: Kuran-ı Kerim ve Türk bayrağı’ Şehidimizin muhterem babası Hüseyin Saygılı da; ‘Vatanımız, milletimiz bölünmez kuzum’ diyerek kahraman evladının arkasından gözyaşı dökmüştü. Çorlu’da toprağa verilen kahramanımız Uzman Onbaşı Birhan Er, 9 Ekim 2013’de sosyal medyada paylaştığı bir mesajında aynen şunları söylemişti: ‘Biz yedi yaşında yağmurun altında, soğuktan titreyerek ‘Varlığım Türk varlığına armağan olsun’ derken şaka yapmıyorduk’ Tekirdağ’ın Saray ilçesinde toprakla buluşan şehidimiz Piyade Uzman Onbaşı Nihat Kara, ‘ne işimiz var Suriye’de’ diyen köksüzlere tokat gibi cevap vermiş ve şöyle seslenmişti: ‘Sizden ricam sakın Suriye’de ne işimiz var diyenlerden olmayın, gittim gördüm tam da olmamız gereken yerdeyiz. Yedi düvel bir olmuş, rejimi, Rusya’sı. Dua edin yeter, selametle’ Bu çerçevede gönül tellerimizi titreten daha pek çok misal verebiliriz. Sorarım sizlere; bu kadar asil ve soylu kahraman evlatları sinesinden çıkaran Türk milletine güç yeter mi, zor söker mi, kurşun işler mi, kahramanlar nöbetteyken ezan susar mı, bayrak iner mi, hele bir söyleyin kurumuş ve kudurmuş Esad hayranları, bu kutlu vatan bölünebilir mi? Hayır, asla; ne ezan susar, ne bayrak iner, ne de vatan bölünür.”Görev düşsün, ihtiyaç olsun, bayrağımı alır, silahımı kuşanır, besmelemi çeker koşa koşa cepheye gider, mevziye girerim’İdlib’de şehit düşen Uzman Onbaşı Emre Baysal’ın 50 gün sonra düğünü olduğunu aktaran ve şehidin cenazesinde dayısı Umut Baysal’ın ‘Allah’ım bayrağımızı indirmesin’ sözlerini hatırlatan Bahçeli, merhum şair Mithat Cemal Kuntay’ın, ‘Kimiz’ isimli şiirinden, ‘Şahlanır göklere inkar edilen heykelimiz, Gösterir ufku, ölürken bile solgun elimiz. Boşa gitmez, heder olmaz, vurulup düştüğümüz, Zalimin göğsüne çarpar düşüyorken ölümüz. Canımızdır, acı hissetmeyerek verdiğimiz; Şaşırırsın, şu asırlar sana anlatsa kimiz’ dizelerini hatırlatarak, ‘Vatan için, bayrak için, millet için, sere serpe toprağa düşen kahramanlarımız Türk milletinin şeref timsalleridir. Şehitlik mertebesi ulaşılabilecek en yüksek mertebedir. Türk askeri tarih sahnesine çıktığı andan itibaren inançla ve muazzam bir görev aşkıyla pek çok zafere imza atmıştır ve asırlardır şehitlerimizin anaları, babaları, eşleri, çocukları onların ardından gözyaşı dökerken ağızlarından tereddütsüz bir tek cümle dökülmüştür: ‘Vatan sağ olsun’ Düşmanın Sakarya Cephesi’nde ilerlediği, Türk milletinin maddi gücünün tükendiği zamanlarda; bazı mebuslar, Meclis’i Kayseri’ye taşımanın gerekliliğini savunmuşlardı. Mustafa Kemal Paşa’nın bu mebuslara şu cevabi tepkisi kahramancaydı: ‘Son mermimi kullanıp, son nefesimi verinceye kadar savunmama devam edeceğim. Düşman gelip beni, bayrağımın altında, şehit olmuş ve al kanlar içinde yatarken bulacaktır’ Kendi payıma konuşuyorum, görev düşsün, ihtiyaç olsun, bayrağımı alır, silahımı kuşanır, besmelemi çeker koşa koşa cepheye gider, mevziye girerim. Allah nasip eder şehit olurum, nasip eder gazi. Ancak kanımın son damlasına kadar Türklüğün ve Türk milletinin bekası için vuruşur, son takatime kadar da mücadele ederim. Çünkü, aklım hep Türkiye’dir, kalbim Türk milletiyle bir ve beraber atmaktadır’ ifadelerini kullandı.’Evimizin önü yanarken omuz silkersek milli onurumuzdan ve milli ömrümüzden mahrum kalırız’İdlib saldırısı sonrasında başlatılan ‘Bahar Kalkanı Harekatı’ hakkında değerlendirmelerde bulunan MHP Lideri Bahçeli, şöyle konuştu: ‘İdlib saldırısından hemen sonra Türkiye Bahar Kalkanı Harekatı’nı başlatmıştır. Arap Baharı’nın isyan dalgasının son etabı olan Suriye’ye karşı Türkün bahar kalkanı sınırlarımıza set çekmiştir. Sorulacak hesabımız vardır. Alınacak intikamımız vardır. Aynı anda F-16’lar, SİHA’LAR, İHA’lar, kasırga füzeleri, fırtına obüsleri zulüm mevzilerini dövmeye başlamıştır. Rejim unsurları kaçacak ve saklanacak delik aramanın derdindedir. Bir hususu tarif ve tespit etmenin sayısız yararları vardır: Türkiye İdlib’de savaş oyunlarının, hegemonya senaryolarının içinde değildir. Buna niyeti de yoktur. Gaye vatandır, gaye sınır, toprak ve insan güvenliğidir. Sınır demek devlet demektir. Sınırları kalbura dönmüş, güvenlik duvarları aşınmış, girenin çıkanın belirsiz olduğu bir devletin egemenlik hakları çiğnenmiştir. Aynı zamanda devlet demek egemenlik demektir. Türk devletinin hükümran haklarının başlangıç noktası hudut boylarıdır. Bu gerçeği görmeyen, bu gerçeği göstermeyen, üstelik bu gerçeği çarpıtan iç ve dış odakların alayı birden aynı şer ekseninde toplanmışlardır.İdlib Hatay’ın dibindedir. Hatta tarihsel olarak mündemiçtir. İdlib’den geri çekilirsek eninde sonunda Hatay’dan olmamız kaçınılmazdır. Böyle olursa Suriye’deki kaosun Anadolu’ya ithali de mukadderdir. Evimizin önü yanarken omuz silkersek milli onurumuzdan ve milli ömrümüzden mahrum kalırız. Jeopolitik ve jeostratejik denklemin içinde bağımsız güç olarak var olmak zorundayız. Tarih bize diyor ki, mücavir topraklarda, komşu ülkelerde önü alınamamış krizler, iç kargaşa ve çatışmalar bir virüs gibi yayılıp eninde sonunda ülkemize bulaşacaktır.”Hatay’ı tartışmaya açmak, Hatay üzerinde kuşkular uyandırmak cinayettir, hıyanettir, rezalettir’Bir Rus haber sitesi tarafından, ‘Çalınan Şehir: Hatay’ başlıklı haberin yayınlanmasıyla gizli hedeflerin, sinsi ve yüzsüz arzuların deşifre edildiğini bildiren Bahçeli, ‘Misak-ı Milli’nin koordinatlarına muvafık şekilde Türk savunma alanı oluşturuyoruz. Bu savunmayı yapamazsak, bu savunmada tereddüt edersek, herkesi uyarıyorum ki Anadolu’yu veririz, Anadolu’yu teslim ederiz. Bir Rus haber sitesinde, çalınan şehir Hatay başlığıyla haber yapılmış, gizli hedefler, sinsi ve yüzsüz arzular deşifre edilmiştir. Bugün aynı zamanda Hatay’ın ilk ve son Cumhurbaşkanı merhum Tayfur Sökmen’in de 40’ıncı vefat yıl dönümüdür. 3 Mart 1980’de hayata gözlerini yummuş merhum Cumhurbaşkanı, Hatay’ın 29 Haziran 1939’da anavatan Türkiye’ye katılmasında tarihi rol ve payı olan vakarlı ve vatansever bir şahsiyetti. Aziz anısını rahmet ve hürmetle yad ediyorum. Hatay on yıllardır Suriye haritalarında açıkça gösterilmiştir ve şimdi de çalınan şehir Hatay diye haberler yapılmaktadır. Bu utanmazlıktır, mütecaviz bir Moskov oyunudur. Hatay Türk milletinin ve Türkiye’nin kardeşlik köprüsü, ayrılamaz, koparılamaz, vazgeçilemez zümrüt örtüsüdür. Kim Hatay’a göz dikiyorsa, o gözü oyarız, kim el uzatıyorsa, o eli kökünden keseriz. Hatay’ı tartışmaya açmak, Hatay üzerinde kuşkular uyandırmak cinayettir, hıyanettir, rezalettir. Emel sahipleri karşılarında Türk milletinin tamamını bulacaklardır. ‘Hatay bizim’ diyen cani Esad rejimi, Suriye’yi tam 402 yıl egemenliği altında tutan cihan imparatorluğunu ne çabuk unutmuştur, ‘Ne işimiz var Suriye’de’ gürültüsü koparan aymazlar bu hakikatten haberiniz var mıdır, Niye Libya’dayız diyenler, 494 yıl orada bulunduğumuzun farkında mısınız, Yoksa safa mı yatıyorsunuz ‘ 459 yıl Mısır’da, 402 yıl Irak’ta, 402 yıl Ürdün’de, 402 yıl Filistin ve İsrail’de, 402 yıl Lübnan’da, 401 yıl Yemen’de, 400 yıl Bahreyn’de, 400 yıl Birleşik Arap Emirlikleri’nde, 400 yıl Katar’da, 399 yıl Suudi Arabistan’da, 397 yıl Sudan’da, 381 yıl Kuveyt’te, 350 yıl Somali’de, 308 yıl Tunus’ta, 303 yıl Cezayir’de hangi kudret sahibi imparatorluğun hükmünün geçtiğini aklını ve aidiyet bilincini kaybetmiş güruh biliyor mu’ Sayın Kılıçdaroğlu ve ipini ele vermiş siyasi çürükler sizin bunlara dair bir fikriniz var mıdır, Şayet varsa kimlerin hizmetkarısınız, kimlerin hizasındasınız, Hadi yok diyelim, o zaman ne işiniz var Türkiye’de, ne arıyorsunuz siyasette’ ifadelerini kullandı.’Bana değmeyen yılan bin yıl yaşasın diyemeyiz, elhak o yılanı yuvasında boğazlarız’Misak-ı Milli coğrafyasında bir kuşun kanadı kırılsa, bir kuzu av olsa, bir mazlum feryat etse, bir masumun göz pınarlarından yaş süzülse Türk milletinin mesele ve dert edeceğini, tavır gösterip, bedelini de peşinen ödeteceğini vurgulayan Bahçeli, ‘Hem içimizdeki hem de çevremizdeki gelişmelere dikiz aynasından, geri görüş kamerasından, kozmopolit prizmadan bakmayız, bakamayız, bana değmeyen yılan bin yıl yaşasın diyemeyiz, elhak o yılanı yuvasında boğazlarız. Mondros Mütarekesi imzalandığında fiilen hakimiyetimizde olan alanları içine alacak şekilde Misak-ı Milli’nin hudutları çizilmişti. Gazi Mustafa Kemal de bunu şöyle izah ve ilan etmişti: ‘Bu hudut, İskenderun Körfezi cenubundan Antakya’dan, Halep ile Katma İstasyonu arasında Cerablus Köprüsü cenubunda Fırat Nehrine ulaşır. Oradan Deyr-i Zor’a iner; sonra doğuya uzatılarak Musul, Kerkük, Süleymaniye’yi içine alır. Bu hudut dahilinde kalan ülkemizin bölümleri Osmanlı camiasından ayrılmaz bir bütün olarak kabul edilmiştir.’ Sayın Kılıçdaroğlu, şimdi anlıyor musun niye İdlib’deyiz, Niye Suriye’deyiz, Niye Libya’dayız? Bize değil, aziz Atatürk’e kulak ver. Bizi duymuyorsan bari Atatürk’ü duy, bari muhterem hatırasına riayet et’ dedi. – ANKARA

Bir önceki yazımız olan (TEKRAR) Meryem ninenin Mehmetçik sevgisi duygulandırdı başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*